01.11.2014 14:23
Davutoğlu, 'Bundan sonra kimse millete muhtıra veremeyecek'

Davutoğlu, "2007'de e-muhtıra verildi ki muhtıraların sonuncusuydu. Bundan sonra da kimse bir daha muhtıra veremeyecek, kimse millete muhtıra veremeyecek" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bugün bizi reelpolitiğe davet edenler, 'Niye zalimlere karşı duruyorsunuz' diyenler, 'Niye sesinizi yükseltiyorsunuz, çıkarlarımızı düşünsenize' diyenler, eğer Hazreti Hüseyin'in, Hazreti Peygamber'in, Hazreti Musa'nın Hazreti İbrahim'in yürüyüşünü görselerdi herhalde onlara da 'dönün bu yoldan' derlerdi. Onlar bu yoldan dönmediler, onlar nasıl dönmedilerse biz de bu yoldan dönmeyiz" dedi. Afyonkarahisar NG Güral Termal Otel'de gerçekleştirilen, AK Parti 23. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı, Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu'nun açılış konuşmasıyla başladı.

Konuşmasının başında Ermenek'te kömür ocağında işçilerin mahsur kalmasına ve Isparta'daki trafik kazasına değinen Davutoğlu, vefat edenlerin ailelerine taziye dileklerini ileterek, "Allah bu tür acıları bir daha bize yaşatmasın. Konuşmamın ileri aşamalarında da vurgulayacağım gibi bu konularda yeni bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç olduğu aşikar" dedi. 

Davutoğlu, "İstişare toplantısı vesilesiyle 2001'den bu yana bu davaya hizmet etmiş ve Hakk'a yürümüş bütün dava arkadaşlarımızı,  dava büyüklerimizi rahmetle anıyorum" diye konuştu. 

Hastalara da şifa dileklerini ileten Davutoğlu, Afyonkarahisar'a gelirken eşi rahatsızlanan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in geri dönmek zorunda kaldığını hatırlatarak acil şifalar diledi.

"Sembolik bir mekandayız" ifadesini kullanan Davutoğlu, "Bu kutlu yürüyüş burada başlamıştı, bir ağustos günü 21. yüzyılın ilk yılında 2001'de inançlı bir kadro, ideallere , hedeflere sahip azimli bir kadro yola çıkmıştı ve o yola çıkıştan bugüne 23 kez bu kadronun bütün kademelerinde görev alan dava arkadaşlarımız bir araya geldiler sürekli istişarelerde bulundular ve bu yürüyüşün daha sonraki istikametiyle ilgili olarak birlikte kararlar aldılar ve bu kararlarla yola devam ettik" diye konuştu.

Davutoğlu, 3 Kasım 2002 tarihinin AK Parti'nin iktidarının yıl dönümü olduğunu hatırlatarak,  "İktidarımızın 12. yılında sembolik bir mekanda, sembolik bir tarihte bizi bir araya getiren Rabbimize hamdolsun. Bu kutlu yola her türlü çabasıyla destek veren bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Her şeyin başında doğru temel atmak lazım, her şeyi doğru temeller üzerine başlatmak lazım" sözlerini hatırlatan Davutoğlu, "Kurucu genel başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a da buradan minnetlerimizi ve ve teşekkürlerimizi bir kez daha arz ediyorum" diye konuştu.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan'la son görüşmelerinde kendisinin katılımı olmadan gerçekleştirilecek ilk istişare toplantısının biraz hüzünlü olacağını ifade ettiğini söyleyen Davutoğlu, buna karşılık Erdoğan'ın "Bütün dava arkadaşlarıma selam edin, ben her haliyle bu davanın içindeyim, beraberiz" dediğini dile getirdi.

Davutoğlu, "Yine o kutlu yürüyüşü birlikte başlattıkları 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'e de gerek cumhurbaşkanlığı dönemindeki dirayetli tutumu dolayısıyla gerekse bu kutlu yürüyüşteki katkıları dolayısıyla da buradan saygılarımı bir kez daha arz etmek istiyorum" dedi. 

 

Teşekkür edilmesi gereken çok insan olduğunu ve tek tek zikretmek gerektiğini söyleyen Davutoğlu, bunun zaman sınırlaması içerisinde yapılmasının zor olduğunu bildirdi.

 

Davutoğlu, genel merkezde, bakanlıklarda, teşkilatlarda, parti grubunda gençlik, kadın kollarında ve mahalle sandık kurullarında görev alanları da selamlayarak, "Bu çaba içerisinde en büyük fedakarlığı sergileyenler arasında olan bu dava içinde yürüyen eşlerine destek sağlayan aile mensuplarına da eşlere ve çocuklara da bir kez daha teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum" ifadesini kullandı.

 

"Başarımızın sırrı burada"

 

İstişare toplantısının ortak vicdanın tanımlandığı ve ortak aklın yeniden inşa edildiği toplantılar olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:

 

"Herhalde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasi hareket böylesine kurumsallaşmış bir istişare mekanizması kurmamıştır. Hiç aksamadan her yıl en az iki kere bir araya gelen bu istişare heyeti aslında Türkiye'nin her yerinden gelen katılımıyla, her nesilden gelen katılımcılarıyla nesiller arası, şehirler arası, bölgeler arası en geniş ortak akıl platformudur. Başka hiçbir parti Türkiye'nin her yerinden katılımıyla böyle bir kompozisyon oluşturamamaktadır. Başka hiçbir parti bu kadar kararlı, istikrarlı, kurumsallaşmış bir şekilde böylesi bir yapıyı hiç aksatmadan yürütememiştir. Başarımızın sırrı burada. Biz yürümeye başladığımızda sağımızdaki solumuzdaki kadeşlerimizle, dava arkadaşlarımızla sanki tek bir vücut, tek bir ruh olmuşcasına yürürüz. Biz yürümeye başladığımızda kendimizi düşünmeyiz, sağımızda solumuzda önümüzde arkamızda olan bütün dava arkadaşlarımızla birlikte orada o mekanda olmamakla birlikte dualarıyla bizimle birlikte olan bütün bir milletle birlikte yürürüz. Şahsi hesapları düşünmeyiz, menfaatleri bütün şahsi planlamaları bir kenara koyar, ortak davamız ne gerektiriyorsa onu yapmak konusunda hiçbir tereddüt geçirmeyiz."

 

"Aslında bu hareketin ilham aldığı geçmiş büyük yürüyüşleri hatırlatarak, 'Yeni Türkiye' ve 'Yeni Dünya' yürüyüşünün ne olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum" ifadesini kullanan Davutoğlu, tarihe iz bırakmış büyük yürüyüşler olduğunu ve bu yürüyüşlerin ardından tarihin eksen değiştirdiğini, bunun yanlış eksenlerden doğru eksenlere oturma olduğunu dile getirdi. 

 

Hazreti İbrahim'in Mezopotamya'dan Filistin'e yürürken tevhid inancı etrafında bütün insanların eşit olduğu, kastların, tanrılaşmış figürlerin geçerli olmadığı bir dünya için yürüdüğünü hatırlatan Davutoğlu, Hazreti İbrahim'den sonra tarihin başka türlü aktığını söyledi. 

 

Davutoğlu, "O gelenek üzerinde nice kutlu öncüler, geldiler ve dediler ki 'Arabın Acem'e, Acem'in Araba üstünlüğü yoktur, insanlar her bir özellikleriyle birbirine eşittir ve insanlık onuru her şeyin üstündedir. Hiçbir insan başka bir insana ne bu dünyada ne metafizik olarak ne de siyasi olarak köledir'. Hazreti İbrahim bu yürüyüşü yaparken ateşlere atılma tehditiyle karşılaştığında düşünmeden ateşin içinde o idealleri savunmak üzere yürüdü" dedi.

 

Hazreti Musa'nın da bir ideal için insanları köleleştirmeye, kendisini tanrılaştırmaya yönelen Firavuni bir tavra karşı bütün insanlık adına bilinmeze doğru Kızıldeniz'e yürürken ne olacağını bilmediğini anlatan Davutoğlu, "Kızıldeniz'den geçip geçemeyeceğini seyredenler, izleyenler bir olaya şahit oldular. Sina'dan Kudüs'e yürüyordu, adıyla birlikte selam olarak anılan Kudüs’e. O yürüyüş de aslında bugün '10 Emir' diye telakki edilen ama bütün temel insan haklarının ve temel ahlaki ilkelerin konduğu o temel hususları vurgulayan ilkelerle birlikte yürüdü" diye konuştu.

 

"O yolcuların yolcusuyuz biz"

 

Muharrem ayı içerisinde bulunulduğunu ve Hicri yılbaşının idrak edildiğini anımsatan Davutoğlu, "Yine bir grup insan dışarıdan bakıldığında reelpolitik güç karşısında direnmesi mümkün olmayacağı zannedilen bir grup insan, bir ulu önderle, Hazreti Peygamber'le, Mekke’den Medine’ye yürüdü. İnsanlık onuru adına yürüdü, insanların hiçbir şekilde birbirini köle etmemesi gerektiği ve zencinin, beyazın, Arabın Acem'in, ensarın, muhacirin, tek bir insan yekunu içinde Allah önünde eşit olduğu idealiyle yürüdü. Bilal-i Habeşi, Kureyş öncüleriyle birlikte yürüdü o yolu. Yine insanlık onuru adına yürüyen o yolcuların yolcusuyuz biz. Dışarıdan bakanlar o yürüyüşün başarıya ulaşacağını aynı Hazreti Musa gibi belki düşünmüyorlardı ama o yolu yürüyenler başarılarından emindiler çünkü kalplerindeki iman, zihinlerindeki ideal, insanlığın ortak idealini temsil ediyordu" dedi.

 

Bir grup inananla Kerbela'ya yürüyen Hazreti Hüseyin'i rahmetle andığını söyleyen Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

 

"Hazreti Hüseyin belki akıbetinin ne olduğunu bile bile yürürken aslında kendisinden sonraki bütün nesillere şu mesajı iletiyordu, 'İnsanlık adına yürümeniz gerekiyorsa sonu ne olursa olsun yürümeye devam edin çünkü nihai ecir ancak Allah katındadır'. Yine bugün bizi reelpolitiğe davet edenler, 'Niye zalimlere karşı duruyorsunuz' diyenler, 'Niye sesinizi yükseltiyorsunuz, çıkarlarımızı düşünsenize' diyenler, eğer Hazreti Hüseyin'in, Hazreti Peygamber'in, Hazreti Musa'nın Hazreti İbrahim'in yürüyüşünü görselerdi herhalde onlara da 'Dönün bu yoldan' derlerdi. Onlar bu yoldan dönmediler, onlar nasıl dönmedilerse biz de bu yoldan dönmeyiz."

 

Davutoğlu'nun konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

 

"Baktılar ki cumhurbaşkanlığı makamı bu kez aynı Özal çizgisinde kararlı bir şekilde milli iradeyi savunan AK Parti kadrolarının içinden biriyle temsil ediliyor, bu sefer AK Parti'ye kapatma davası açıldı. Yeni Anayasa yapma tartışmaları yürürken bu çabalar içindeyken kapatma davası açıldı. Kökünden kurutalım dediler. Halbuki bre gafiller, kökü millet olanın kurutulması mümkün mü?

 

"Eğer üç seçim öncesi, 30 Mart, Cumhurbaşkanı ve 2015 seçimleri öncesi, birçok gayriahlaki dinlemelerle insanların özel hayatlarına girerek, bir bomba tesiri yapsın diye ve etrafa da 'Bu hükümet 1 Ocak'ta artık bitecek' diye bir planlama içinde eğer birileri harekete geçmişse, bunun adı yolsuzluklarla mücadele değildir, bunun adı millet iradesiyle gelen bir iktidarın dolaylı bir darbeyle indirilmesi teşebbüsüdür. Adını doğru koymamız lazım.

 

Her 23 Nisan'da, 29 Ekim'de değişik vesilelerle yapılan açıklamalarla hep bize şu söylendi: 'Haddinizi bilin. Sakın ola ki halk size oy verdi diye Türkiye'nin geleceği ile ilgili planlamaları yapacağınızı zannetmeyin. Bu ülkede dış politika, ekonomik politikalar, stratejik konular, bürokrasi tarafından karar verilen konulardır. Siz geçmişte olduğu gibi baraj yapın, yol yapın ama bu alanlara girmeyin' denmeye çalışıldı. Eğitim politikalarına dahi vesayetçi bir yapının tespit ettiğine dönük mesajlar verildi. Yılmadık, devam edildi. 2004-2005 yıllarında adından başka hiçbir şekliyle Cumhuriyeti andırmayan Cumhuriyet mitingleri tertip edenler, milli iradenin önüne set çekmeye çalıştılar. 2007'de e-muhtıra verildi, ki muhtıraların sonuncusuydu. Bundan sonra da kimse bir daha muhtıra veremeyecek, kimse millete muhtıra veremeyecek.

 

Afyon'da 2001 Türkiye'sinde bir araya gelen Erdemliler Hareketi'nin ortaya koyduğu prensipler bugün tartışıldığında 2014'te buraya gelineceğini kimse hayal bile edemezdi. İnsan hakları açısından, demokratikleşme açısından, sivil-asker ilişkileri açısından, dini özgürlükler açısından eğer o günlerde bize söylenenlere kulak assaydık ve deseydik ki 'Realist olun, şimdi bunları talep etmeyin bekleyin', emin olun 10 yıllarca beklerdik, kimse de bize bu hakkı vermezdi.

 

Tarihe iradeyle çıkanlar, hak verilmesini beklemezler, haklarını alırlar ve insanlığa hakkını da verirler. Dış politika uygulama esnasında da iç siyasette de son 14 yıldır dönüp bize ders vermeye kalkanlar oldu. 'Niye Davos'ta sesinizi yükseltiyorsunuz?' diyenler oldu, 'Alemin avukatı siz misiniz?' diyenler oldu, 'Hayalperest' diyenler oldu. Onları dinlemiş olsaydık, bugün istiklal ordularının temsil ettiği o insanlık onuru değerlerini dünyada dalgalandıran bir al bayrak, birçok mazlum milletin sembolü olma özelliğini kazanamazdı. Onları dinlemedik, dinlemeyeceğiz, biz milletin sesini, tarihin sesini ve insanlığın sesini dinleyeceğiz.

 

Ne kadar güçlü olursak olalım, yüzde 50 oy değil yüzde 70 oya, daha ileri oylara da inşallah yürürüz, yürürsek yürüyelim hiçbir zaman halk karşısında kibre kapılmayacağız. Halk karşısında tahakküm içinde olmayacağız. Halkın terini, halkın gözyaşını küçük görmeyeceğiz. Aydın despotizminin getirdiği, 'Biz seçilmişiz, biz iyi eğitilmişiz, onlar ise çarıklılar' diyen o eski zihniyeti yerle bir edeceğiz.

 

Orta Anadolu'da, Batı Anadolu'da milli birlik nutukları atmak, Türkiye'nin milli birliğini teminat altına almaz. Türkiye'nin her yerinde al bayrağı dalgalandırmayan hiç kimse, milli birlik iddiasında bulunamaz.

 

Bu kural geldiğinde bu 6 saati etkin kullanmak için maden işçilerini yerin 200-300 metre altında yemek yeme zorunluluğu getirme demek değildir. Buna kimsenin hakkı yok. Daha ilk gün, maden açıldıktan sonraki ilk günde bu baskı, bu zorunluluk gibi, böyle bir baskı ile karşılaşıldığında bu gayriinsanidir. İnsanlık onuruna aykırıdır.

 

"Merkez Bankası'ndan brifing alacağım"

 

"Merkez Bankasında önümüzdeki günlerde brifing alacağım. Türkiye'deki siyasi istikrarın devamı ve dünya emtia fiyatlarındaki artışı da göz önünde bulundurarak, Merkez Bankasının faiz oranlarını tekrar gözden geçirmesinin vaktinin geldiğini düşünüyorum."

YORUMLAR