04.01.2021 18:07
AK Parti Sözcüsü Çelik: Darbeyle ilgili açıklamalar, darbe çağrısıdır, utanılması gereken bir yaklaşımdır

AK Parti Sözcüsü Çelik, darbeyle ilgili açıklamalara ilişkin, "İktidarı seçimsiz nasıl göndereceksiniz? Bu açıkçası darbe çağrısıdır, utanılması gereken bir yaklaşımdır." değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında, yeni yılın ilk MYK'sinin partisine ve milletine hayırlı olsun temennisinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın MYK toplantısında, geçen yıl yapılan faaliyetlerle ilgili değerlendirmelerde bulunduğunu belirten Çelik, teşkilat çalışmaları, partinin hedefleri ve yapılması planlanan çalışmaların yanı sıra iç ve dış politika ile ekonomi gibi konuların kapsamlı olarak ele alındığını kaydetti.

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MYK üyeleri için teşkilat çalışmalarının MYK Toplantısı'nda en önemli konuların başında geldiğini anımsatarak, "Bu Kovid sürecinde teşkilat arımızla bir araya gelme konusunda çeşitli sıkıntılar oldu ama tabii ki kongre süreçlerimiz devam edecek. 13 Ocak'tan itibaren il kongrelerimize Kovid önlemlerine uyarak yeniden başlıyoruz. Yeni dönemde biraz sonra sizinle paylaşacağım konular çerçevesinde demokrasi konusunda, reformlar konusunda ve hedeflerimiz konusunda yürüyeceğimiz yollar ile gerçekleştireceğimiz faaliyetler var." diye konuştu.

Geçen senenin ilk siyasi krizinin geçen yıl 3 Ocak'ta ABD'nin düzenlediği saldırı sonucu İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle ortaya çıktığını işaret eden Çelik, "Bölgemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde çok ciddi bir şekilde bir tansiyon yükselmesi söz konusu olmuştu. Geçen seneye bununla başlamıştık. Ondan sonra 2020 yılı belki de son 100 yılın en kritik yıllarından biri olarak hafızalarımıza kazınacak bir sürü olayla doldu. Tabii en önemlilerinden bir tanesi yüzyıl öncesinde görülmüş şekliyle en azından, bir pandeminin söz konusu olması. Bütün dünyayı kilitleyen bütün dünyanın algılarını ve çalışma biçimlerini altüst eden bir şey." ifadesini kullandı.

Çelik, iklim değişikliği sorunlarına ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Çıkarılacak en önemli derslerden bir tanesi insanoğlu dünyayı yok ediyor. Teknolojik gelişmeyi sağlarken kendi maddi refahını gözetirken, neo-liberalizm tüketim toplumu dünyanın kaynaklarını tüketen doğal hayatın dengesini bozan bir sarsıntı oluşturuyor. iklim değişikliğinin Antartika'daki buzulların çözülmesini sağlaması, Amazon ormanlarının yağmalanmasıyla yepyeni virüsler ve bakteriler insanoğlunun hayatına giriyor. Tabii tüm bunlar insan hayatını tehdit eden unsurlar olarak yeni tehlikeler ve tehditler olarak önümüzde duruyor. En önemli konulardan bir tanesi insanın doğa ile hayatla uyumunu sağlayacak bir siyasi perspektifin bir hayat felsefesinin gerçekleşmesi neo-liberalizm tüketim çılgınlığının insanoğlunu yok oluşa götürdüğünü daha net bir şekilde görülebilmesi gerekiyor."

Dünyada pek çok ülkenin maske tedariki ve bazı ülkelerde bakımevlerindeki yaşlılara bakma konusunda sıkıntılar yaşadığını anımsatan Çelik, "Bu dünyadaki olağanüstü gelişmeler karşısında daha olayın başından itibaren Cumhurbaşkanımızın verdiği talimatlarla Türkiye Dünya Sağlık örgütünden ve diğer ülkelerden çok daha önce bu krizi karşılayacak bir kapasiteye sahip olduğunu gösterdi. En önemli ortaya çıkan bazı şeylerden bir tanesi Türkiye kendi vatandaşının yardımına koştuğu gibi özellikle yaşlılarımızın ve büyüklerimizin yardımına koştuğumuz gibi aynı zamanda 155 ülkeye yardım eden bir ülke haline geldi." şeklinde konuştu.

"Topyekun dayanışma"
Ömer Çelik, sağlık çalışanlarının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecindeki fedakarlıklarına değinerek, şunları söyledi:

"Sağlık çalışanlarımız vatanseverliğin tanımını yeniden yazdılar. Bu 2020 yılına damga vuran en önemli hadiselerden bir tanesi budur. Bunu bir meslek olarak yapmadılar, gerçekten olağanüstü bir şekilde insana sahip çıkmanın insan haysiyetine, insan şerefine ve insan yaşamına sahip çıkmanın olağanüstü bir özverisiyle yaptılar. Sağlık çalışanlarımız vatanseverlik kavramına yepyeni boyutlar kazandırmışlardır. Bunun içerisinde yine sahadaki ekiplerimiz, polislerimiz, jandarmamız diğer unsurlarımız bütün bunlar vatandaşımızı bir an olsun yalnız bırakmayarak kapılarını çalarak, nitekim sivil olarak destek veren vatandaşlarımız, belediyelerimiz topyekun bir dayanışmanın nasıl olacağını dünyaya net bir şekilde göstermiş olduk."

Şehir Hastanelerine ilişkin de değerlendirmede bulunan Çelik, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanımızın bir vizyon projesi olarak ciddi bir şekilde sahiplendiği, yıllardır altını vurguladığı, başkalarının çok yerleştirdiği ama şimdi ne kadar kıymetli olduğunun Kovid sürecinde görüldüğü şehir hastanelerinin varlığı bizim bu salgınla mücadelede en büyük stratejik gücümüz olmuştur. Dünyanın pek çok yerinde yoğun bakımlardaki kapasitesizlik, aynı şekillerde hastanelerin altyapısının buna müsait olmaması çok büyük facialara, hepimizin içini yakan görüntülere imza atarken Türkiye şehir hastaneleri başta olmak üzere sağlıkta hükümetlerimiz döneminde gerçekleştirilmiş bu devrim sayesinde bu büyük krizi göğüsleyecek bir imkan ve kabiliyeti ortaya koymuştur."

"Takip etmeye devam edeceğiz"
Çelik, Diyarbakır annelerinin, dağa kaçırılan çocukları için HDP İl Başkanlığı binası önünde tuttukları evlat nöbetine ilişkin olarak da şunları kaydetti:

"Evladını teröre kaptırmış anneler öylesine güçlü bir vicdan çığlığı ortaya koydular ki bu söz zihnimizde 'Ana gibi yar olmaz Diyarbakır gibi diyar olmaz' diye yankılandı. O anneler çocuklarına kavuşmak için terör örgütünün birtakım çirkin projeleri için birtakım terör projeleri için kaçırdığı o çocukları kandırdı. O çocuklara evlatlarına kavuşmak için çok asil çok dirayetli bütün dünyaya örnek olacak bir nöbet ortaya koydular. Bazı siyasi partilerin buna hiç sahip çıkmadığını bunu görmezden geldiğini aynı şekilde Türkiye'deki en ufak olayı başka türlü duyuran bazı ajansların medya organlarının bu konuyu sistematik olarak ve kurumsal olarak görmezden geldiğini görüyoruz. Daha önce de bir vesileyle söylemiştim, Türkiye herhangi bir şekilde bir DEAŞ saldırısına uğradığı zaman Avrupa'daki bazı binalara Türk bayrağı yansıtılıp Türkiye ile dayanışma ortaya koyuluyordu. Ama Türkiye bir PKK saldırısına uğradığı zaman aynı şekilde Türk bayrağı Avrupa'daki binalara yansıtılmıyordu. Buradaki çifte standardın aynısının Diyarbakır annelerine sahip çıkma konusunda da yapıldığını görüyoruz. O annenlere bir kere daha buradan hürmetlerimizi ve saygılarımızı iletiyoruz. Evlatlarına kavuşma nöbetlerini, o vicdan nöbetini buradan takip etmeye, güçlü bir şekilde takip etmeye devam edeceğiz."

Çelik, Türkiye'nin terörle mücadelede 2020 yılında olağanüstü bir mesafe katettiğini ifade etti.

Çok sayıda operasyonla terör örgütlerine göz açtırılmadığını belirten Çelik, koalisyonun 50 ülkesinin gerçekleştiremediği mücadeleyi DEAŞ karşısında Türkiye'nin tek başına ve sahada gerçekleştirdiğini söyledi.

Türkiye'nin DEAŞ, PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadele ettiğini bildiren Çelik, Türkiye'nin terörle mücadelesinin dünyanın en yüksek meşruiyete sahip mücadelesi olduğuna işaret etti.

Bazı müttefik ülkelerin terör konusundaki çifte standartlarının da açık ve net bir şekilde açığa çıktığını aktaran Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrılarına rağmen bazı müttefik ülkelerin terör örgütlerine silah vermeye devam ettiğini kaydetti.

"Milletimizin sevindiğini biliyoruz"
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılması konusuna da değinen Çelik, "Ayasofya Camii'nin tekrar milletimizle kavuşması burada güçlü bir iradenin ortaya çıkmasıyla yıllar sonra gerçekleşmiştir." ifadesini kullandı.

Bunun, nesiller boyunca istenen ve dua edilerek beklenen bir talep olduğunu anlatan Çelik, caminin açılmasından rahatsızlık duyanların gerekçelerini hatırlattı.

Ömer Çelik, "Sonuç olarak milletimizin sevindiğini biliyoruz, yıllardır beklenen üzerinde hiçbir şekilde bir engel olmamasına rağmen tamamen başka saiklerle engellenen bu durum Cumhurbaşkanımızın bu iradeyi ortaya koymasıyla ortadan kaldırılmıştır. Ayasofya 2020'nin ve bütün zamanların yıldızlı tacı olarak bir kere daha hafızalarımıza, gönüllerimize kazınmıştır. Milletimizin duasına katılmak, milletimizin sevindiğiyle sevinmek büyük bir nimettir. Bu nimetten yoksun olanlara söyleyeceğimiz bir şey yok. O konuda bir tedavi yöntemi olup olmadığını bilmiyoruz biz ama milletimizin duasına katılmanın, milletimizin sevinciyle sevinmenin büyük bir nimet olduğunun farkındayız." değerlendirmesinde bulundu.

"Geri adım atılmadı, taviz verilmedi"
Dünyada salgın dolayısıyla yatırımların durduğu, büyük bir durgunluğun olduğu bir dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın devasa proje düzeyinde 70'ten fazla açılış yaptığını ifade eden Çelik, hız kesmeyen bir hizmet sürecinin 2020 içerisinde görüldüğünü dile getirdi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Fatih Sondaj Gemisi'nin "Tuna-1" kuyusunda doğal gaz bulduğunu anımsatarak şunları kaydetti:

"Bu, bütün dünyanın dikkatini çekmiş bir haberdir. İçeride birtakım kara propaganda odaklarının tercümanı olmaktan öte bir siyasi kabiliyeti olmayanlar onu küçümsemeye çalıştılar, gerçek olup olmadığını tartışmaya çalıştılar ama gerçek enerjide dışa bağımlılığımızın azaltılmasına katkı sağlayacak stratejik bir denklemin ortaya çıkmasıdır. Hem Türkiye için hem Türkiye'nin gelecek nesilleri için Türkiye'nin geleceği için son derece önemli bir aşama bu şekilde elde edilmiştir. Bunu da engellemek isteyenler oldu, çeşitli tehditler ambargo tehditleri ve buna benzer birtakım yaklaşımlar söz konusu oldu ama sadece milletimizi dinleyen ve sadece milletimizin sesine kulak veren gerçek bir demokratik siyaset sayesinde hiçbir şekilde geri adım atılmadı, taviz verilmedi ve bu aşamaya ulaşıldı."

ABD başkanlık seçimlerine ilişkin görüşlerini de dile getiren Çelik, "Amerikan demokrasisinin ağır bir değerler krizine girdiğini gördük. Ağır bir değerler krizi gibi kurumlar krizine girdiğini de gördük. Neredeyse bir seçim sonucunu değiştirmek üzere günlük hamlelerle geçen birkaç ay sonra nihayetinde bu neticelendirildi." dedi.

Brexit'in nihayete erdiğini ve İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrıldığını anımsatan Çelik, "Bundan sonrasının Avrupa'sı artık Türkiye ile daha stratejik ilişkiler kurması gereken Avrupa'dır. Göç krizini eğer Türkiye yönetmeseydi bugün göç konusunu istismar eden aşırı sağcılar ve faşistler şu anda Avrupa'da demokrasilerini yok etmişti." ifadelerini kullandı.

Az göçmen gelmesine rağmen bunu istismar edenlerin bazı Avrupa ülkelerinde meclise girmeye başardıklarını belirten Çelik, "Türkiye'nin içerisinde karışıklık çıkarılmaya çalışılan zamanlarda farklı yaklaşımlar üretenlerin, kendi ülkelerinde bu karışıklıklar çıkmaya başladığı zaman ne kadar sert tedbirler aldıklarını ve burada çifte standart uyguladıklarını da 2020 yılı içerisinde gördük." diye konuştu.

"Son derece güçlü bir hamle"
Türkiye'nin 100 yıl aradan sonra, Libyalıların iradesine sahip çıkan Libya'daki meşru hükümeti destekleyen bir siyaseti ortaya koymasının Akdeniz'deki denklemi değiştirdiğinin altını çizen Çelik, şöyle devam etti:

"Bütün o süreçte hatırlayın, Cumhurbaşkanımıza karşı kullanılan tehdit ifadeleri ki o tehdit ifadeleri önce dışarıda kullanılıyordu sonra içeride Cumhuriyet Halk Partisi tarafından tercüme ediliyordu. Yunanistan'ın bütün dünyaya Türkiye'yi şikayet etme şeklindeki turları ve neticede bütün bunlardan geri adım atılmayarak Libya ile imzaladığımız anlaşmalar neticesinde Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimizin, münhasır bölgelerdeki hak ve menfaatlerimizin garanti altına alınması yönünde son derece güçlü bir hamle de bu şekilde ortaya koyulmuştur."

Birleşmiş Milletlerin desteklediği meşru hükümetin Türkiye tarafından desteklendiğine dikkati çeken Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:

"Orada darbeci olan ve aynı zamanda da toplu mezarlardan sorumlu olan Hafter güçlerinin arkasında Fransa'nın olduğu görülmüştür ama daha da vahim olan şudur; Cumhuriyet Halk Partisinden bir grup başkanvekili çıktı 'Serraç radikalmiş, Hafter ise seküler birisiymiş dolayısıyla selefi olan Serraç'a karşı seküler olan Hafter'i desteklemek gerekir' gibisinden tamamen meşruiyet dışı, tamamen Türkiye'nin hak ve menfaatlerine karşı duran Libya'daki mazlumların toplu mezarlarını görmezden gelen bir siyaset ortaya koydu. Defalarca uyardığımız halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti hangi taraftan yanaysa onun karşısında olan tutumlarını sürdürdüler. Bakın halen Hafter, onların seküler dediği, makul, ılımlı dediği Hafter oradaki Türkiye Cumhuriyeti güçlerini tehdit etmeye kalkıyor. Bu sözü söyleyenler Meclis çatısı altında söyledikleri bu sözü geri almadıkları gibi herhangi bir şekilde özür de dilemiyorlar. Bu siyasetin tabi ne kadar sağlıksız olduğu, dış politikada Türkiye'nin hak ve menfaatleri yerine başkalarının söylediğini tercüme ettiği net bir şekilde görülüyor."

Ömer Çelik, net bir durumun Suriye'de de söz konusu olduğuna işaret ederek "Eğer Türkiye Suriye'de olmasaydı oradaki mazlumların kanına, birbiriyle kavgalı güçler terör örgütleriyle birlikte gireceklerdi. Türkiye'nin bu mücadelesi sayesinde oradaki insanların meşru hak ve talepleri, oradaki kardeşlerimizin meşru hak ve talepleri de korunmuş oldu." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimlerin ardından KKTC'ye yaptığı ziyaretin tarihi nitelikte olduğunu ifade eden Çelik, şöyle konuştu:

"Bütün o süreç boyunca Yunanistan'ın ve Rum kesiminin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklarını gasbetme konusunda attığı adımlar, Rum kesimine dönük silah ambargosunu kaldırarak, ABD'nin Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Rum tarafını yanlış bir şekilde cesaretlendiren tutumu gibi yanlış politikalar aslında Akdeniz'de çok daha büyük bir krize yol açmak üzereydi. Aynı şekilde AB'nin Rum kesimiyle böylesi bir dayanışma içerisine girmesi de son derece sakat bir tutumdu. Bu konuda da biz uyarılarımızı tekrarladık ve neticede Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türkü'nün davasına sonuna kadar sahip çıkmayı sürdürdü. Cumhurbaşkanımızın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, onun taçlanması manasına geldi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen yıl küresel salgın nedeniyle iki kez toplanan G20 Liderler Zirvesi ile BM Genel Kurulu’na video konferans yöntemiyle katıldığını anımsatan Çelik, "Dünya beşten büyüktür ilkesinin dünyanın çeşitli yerlerinde de artık kabul gören, Birleşmiş Milletler ve dünya örgütlerinden reform ve değişim talebini güçlü bir şekilde dalgalandıran ana siyaset haline geldiğini görüyoruz. Çünkü, haksızlık karşında Birleşik Milletler kurumlarının etkisizliği, dünyadaki kurumların çeşitli krizler karşısındaki pasifliği artık bunun bir siyasete dönüşmesi gerektiğini net şekilde göstermektedir." ifadesini kullandı.

Ömer Çelik, Türkiye'nin dünyada güçlü bir siyaseti ortaya koyma kararlılığından Kovid-19 salgını sürecinde bile vazgeçmediğini vurguladı.

"Peki iktidarı seçimsiz nasıl götüreceksiniz?"
Başta CHP olmak üzere Türkiye'de muhalefetin geçen yılı nasıl geçirdiğinin değerlendirmesini de yapan Çelik, şunları kaydetti:

"2020'ye damga vuran sözleri ve davranışları daha çok demokrasi miydi, daha çok hukuk muydu? Türkiye'nin daha ileri noktalara ilerlemesi miydi? Elazığ'da deprem söz konusuyken ana muhalefet lideri bir Kızılay çadırına girdiği halde 'ben burada hiçbir Kızılay çadırı görmedim, Kızılay çadırı nasıl bulunmaz' gibi bir tavır ortaya koydu. Diğer bir konu Kovid-19 sürecinde destek olmak yerine, meseleyi kolaylaştırmak yerine, maalesef spekülasyonu artıran bir yaklaşım gerçekleştiler. Öğretmenlere hakaret ettiklerine şahit olduk, yargı mensuplarını hakaret ettiklerine şahit olduk, çiftçilere hakaret ettiklerine şahit olduk.

En önemli konulardan bir tanesi ise 'bu iktidarı seçimli ya da seçimsiz götüreceğiz' şeklinde halen bu yıl da Türkiye bu kadar acılar yaşamışken ortaya koyulan bu tavırdır. 'Bir iktidarı seçimle götüreceğiz' sözü meşrudur, siyaset bunun için yapılır. Peki iktidarı seçimsiz nasıl götüreceksiniz, bunu nasıl gerçekleştireceksiniz? Böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Bu açık bir şekilde vesayet çağrısıdır, darbe çağrısıdır, askeri müdahale çağrısıdır. Bu bir suçtur. Bu utanılması gereken bir yaklaşımdır. Buna rağmen bu üslup ve yaklaşıma devam ettiler. Esasında bunlar kazara yapılan şeyler midir diye düşündüğünüzde aslında kazara yapılmadığını görüyorsunuz. Demokrasiyi vitrin süsü haline getirerek, arkadaki vesayet zihniyetini en uygun zamanda, kriz zamanlarında nasıl fışkırdığını hep beraber görüyoruz."

"Aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacak"
Ömer Çelik, Kovid-19 aşısının tedariki konusunda Türkiye'nin dünyanın pek çok ülkesinde önde olduğunu dile getirerek, "Sağlık Bakanlığımız, uluslararası standartlarda ve uluslararası kurallara uygun şekilde kendi bilim heyetimizin kurallarına uygun bu süreci takip ediyor. Temin ettiğimiz aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacak. Aşı olanın hemen maskesini çıkarması ya da tedbirlerden uzaklaşması gibi durum söz konusu olamaz. Çünkü antikor oluşana kadar bu tedbirlere devam edilmesi gerekiyor. Nitekim mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada spekülasyonlardan uzak durup Bilim Kurulu'nun tavsiyelerine göre bu sürecin takip edilmesinde fayda vardır." şeklinde konuştu.

Gelecek dönemdeki en önemli konuların başında Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin seyrinin geleceğini belirten Çelik, Avrupa topraklarının güvenliğinin Türkiye sınırından başladığının altını çizdi.

Türkiye'nin egemen bir ülke olarak kendi sınırlarını koruduğu gibi Avrupa demokrasilerinin ve NATO'nun sınırını da koruduğuna dikkati çeken Çelik, şu ifadeleri kullandı:

"Avrupalı dostlarımızın bunun farkında olması gerekir. İngiltere'nin ayrılmasından sonra Türkiye ile ilişkilerini daha iyi tutması gereken bir Avrupa var. Şunu bilmek gerekir ki kim AB içerisinde bir Türkiye karşıtlığından bahsediyorsa muhakkak surette Avrupa'nın geleceğini yok etmek istiyordur. Şimdiye kadar AB içerisinde bize en güçlü destek veren ülkelerden biri olan İngiltere gibi bir destekçimizi AB içerisinde kaybettik. Ama İngiltere ile köklü ilişkilerimiz var. Türkiye'nin siyasi pozisyonunu, terörle mücadelesini iyi anlayan ülkelerden bir tanesi. Avrupa Birliği'nden ayrılması sebebiyle Gümrük Birliği çerçevesinde devam eden ticari ilişkilerimiz artık bu serbest ticaret anlaşması çerçevesinde devam edecektir."

"2020'nin en aptalca şakası Paşinyan yaptı"
AK Parti Sözcüsü Çelik, 30 yıldır çözülemeyen Karabağ meselesinin geçen yıl Azerbaycan'ın hakkı ve hukuku çerçevesinde çözüldüğünü anımsatarak, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yakın çalışma arkadaşları çok net şekilde biliyor ve bütün arkadaşlarımız görüyor ki Cumhurbaşkanımız günü önemli bir kısmını Azerbaycanlı kardeşlerimize destek vermek ve haritadaki her ayrıntıyla ilgilenmek şeklinde yoğun bir mesaiyle geçirmiştir. Zaten Cumhurbaşkanımızın, Zafer Günü kutlamaları bakımından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in daveti üzerine Azerbaycan'a gitmesi de bu birlikteliğin ve beraberliğin net bir göstergesidir. 30 yıl boyunca Minsk Grubu bunu çözecekken, çözmemiş... Çözümsüzlüğe mahkum etti. Azerbaycan'ın meşru toprakları üzerindeki Ermeni işgalini somutlaştıran, Ermeni işgalini meşrulaştıran desteği vermeye devam etmişlerdir. Paşinyan'ın ahlak ve insanlık dışı saldırısının neticesinde Azerbaycan ordusunun direnişi, Cumhurbaşkanımızın talimatıyla güçlerimizin buna verdiği destek sayesinde bu mesele hakkaniyet, hak, hukuk ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin menfaatleri doğrultusunda çözülmüştür.

Azerbaycan'ın bu zaferini bir kere daha tebrik ediyoruz. Bu yılın en aptalca, en düşük zekalı şakasını Paşinyan yaptı. Paşinyan, 'Biz Azerbaycan'a verdiği destek nedeniyle Türkiye'ye ambargo uyguladık. Türk ekonomisini felç ettik. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse biz Türk ekonomisinin düzelmesine yeniden katkı sağlarız.' dedi. Bunu 2020 yılının en aptalca şakası olarak değerlendirmek mümkün."

AK Parti'nin Olağan Büyük Kongresine yönelik soru üzerine Çelik, büyük kongrenin takviminin teşkilat başkanlığınca çalışılacağını, bunun il kongrelerinin takviminin iyi işlemesine bağlı olduğunu, kongrelerin sürdüğünü, daha sonra bu konunun Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a sunulacağını ardından da kamuoyuna açıklanacağını aktardı.

Çelik, Büyük Kongrenin, gerçek bir demokrasi şöleni, reform kongresi olacağını vurguladı.

Bir gazetecinin sorusu üzerine Çelik, 2020'nin son faşist saldırısının CHP'li Fikri Sağlar'dan geldiğini ifade etti.

Sağlar'ın "Türbanlı hakimin adaleti sağlayacağına inanmıyorum." dediğini aktaran Çelik, bu sözlere tepki gösterildiğini hatırlattı.

Çok sayıda kadının geçmişte hayatlarının en önemli yıllarını kaybettiğine, büyük bedeller ödendiğine işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

"Hala çıkıyorlar, dünyada şu anda ancak Avrupa'daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye'deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar. Ondan sonra kim ne derse desin, 'Ben üniversitede hizmet alan, hizmet veren ayrımı yapıyorum, ben türban ve başörtüsü ayrımı yapıyorum', elinizde bir cihaz mı var bunu ölçecek, kişinin taktığının başörtüsü mü türban mı olduğunu? Neye göre ayıracaksınız, kamusal alanı neye göre böleceksiniz? Bir insan birincilikle, ikincilikle, belli bir dereceyle veya bir üniversiteden başörtülü olarak mezun olacak, sonra 'Kamuda görev yapamazsınız' diyeceksiniz. Böylesine faşist kamusal alan düzenlemesi olur mu? Kamusal alan karşılıklı olarak etkileşimin olduğu, demokrasinin gerçek yatağını oluşturan alandır. Siz bu kamusal alanı böyle zehirler, enfekte edersiniz ülkeyi felç edersiniz."

Önceki dönemlerde yaşananları anımsatan Çelik, Türkiye'de Anayasanın üstünde kimsenin okumadığı, görmediği bir kırmızı kitap bulunduğunu, iktidar partisinin yaptığı MYK, MKYK toplantısına gösterilen ilgiden fazlasının Milli Güvenlik Kuruluna gösterildiğini anımsattı.

"Demokrasiyi korumak için kutuplaşma olacaksa olsun"
"Cumhurbaşkanları neredeyse seçilmiş başbakanlar üzerindeki vesayet makamı, kırmızı kitap Anayasanın üstündeki vesayet makamı olarak konumlandırılıyordu. Kaç nesli yaktılar böyle." diyen Çelik, 12 Eylül'de hakları çalınanların haklarının iade edildiğini bildirdi.

Çelik, diğer haklar iade edilirken "Bunları doğru yaptınız" diyenlerin başörtüsü meselesine gelince Avrupa'daki Neonazilerin diliyle konuştuğunun altını çizdi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, "Biz bunları söylediğimiz zaman diyorlar ki 'Hem o taraf bıraksın hem AK Parti bıraksın başörtüsü meselesini.' Birisi saldırmaktan bahsediyor, 'İktidara gelirsek bunlarla mücadele edeceğiz, bunlar türban takıyor, ideolojik ve militanca davranıyor' diyor. Biz de buna cevap veriyoruz, bunun adı kutuplaşma oluyor. Zalim, zalimlik yaparken, başka insanları mazlum kılmaya çalışırken, bir zalim çıkıp da başkalarına haksızlık yapmaya çalışırken susalım mı? Bu yüzden kutuplaşma olacaksa olsun. Demokrasiyi korumak için kutuplaşma olacaksa olsun, hukuku korumak için kutuplaşma olacaksa olsun, kadınların haklarının korunması için kutuplaşma olacaksa olsun." diye konuştu.

"Bunlar zoraki demokrat oldular"
Kadınlar konusunda saygılı dil konuşmayanın, nezaketi elden bırakanın, kadınları hedef gösterenin demokrat ve medeni olamayacağına değinen Çelik, saldırgan dilin bırakılması gerektiğini anlattı.

Bunun kadın haklarına saldırı olduğuna işaret eden Ömer Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"28 Şubat'ta öğrenci olanların haklarının iadesi için Cumhurbaşkanımızın talimatı oldu. Bu konuda mücadeleler verildi. Bunların kaybolan hayatlarını, yıllarını kim getirecek? Hala utanmadan böyle faşist saldırı gerçekleştirebiliyorlar. Sonra da diyor ki 'Bu ifade özgürlüğü', bunun neresi ifade özgürlüğü? Ne zamandan beri nefret suçu ifade özgürlüğüne giriyor, ne zamandan beri aşağılamak, kini tahrik etmek ifade özgürlüğüne giriyor. Bunun karşısında susmayacağız, geri adım atmayacağız. Bunun karşısında susanlar ancak biz konuştuktan, tepki verdikten sonra tepki veriyorlar.

Cumhurbaşkanımızın liderliğinde AK Parti'nin verdiği bu demokrasi mücadelesi başarıya ulaşmasaydı bunların hiçbiri bugün 'Artık bu haklar verilmiştir, buradan geri dönmeyelim' de demezdi. Birkaç yılı önceki beyanları var. Böyle siyasi takiye olmaz. Videolarda gösteriyoruz. Kaç milletvekiliniz kadın haklarına saldırıyor, kılık kıyafetlerine saldırıyor. Ne yaptınız bu milletvekilleriyle ilgili? Siyaset eylem sanatıdır. Bununla ilgili hangi eylemi ortaya koydunuz?"

Çelik, Türkiye'nin antidemokratik sayfalarını kapatma konusunda büyük gayret sarf ettiğini, AK Parti'nin de bedel ödeyenlerin başında geldiğini anlattı.

"Bu siyasi mücadele başarılı olmasaydı bunlar yine demokrat olmayacaklardı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verilen mücadele başarılı olduğu için bunlar zoraki demokrat oldular. Zoraki demokratlığın ömrü de ilk siyasi krize kadar sürüyor, o krizde de patlayıp gidiyor. Açık bir nefret suçudur, hiçbir izahı yoktur. İfade özgürlüğüne girmez." değerlendirmesinde bulunan Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bugün sosyal medyada vardı, bir başkası çıkmış, 'Erdoğan seçimle gitmez, ancak doğal afet olması lazım, o da herhangi bir yangın olmaz, Avusturalya'daki büyük yangın ya da başka bir şey olması lazım' diyor. Bunlar ruh sağlığı yerinde insanlar değil. Bunlar bu ülkenin iyiliğini seven insanlar değil. Darbe, bir millete yapılacak en büyük kötülüktür. Darbe, bir millete düşmanın yapamadığı düşmanlığı yapma mekanizmasıdır. Darbe, bir milletin namusuna, milli egemenliğe saldırıdır. Bunu ağzına alan kişinin bu milletle hiçbir gönül bağının olmadığı, vatanseverlikle hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır.

Orada şöyle bir cümle kullanıyor, 'Ordunun da darbe yapma kabiliyeti kalmamış.' Darbe meselesini kabiliyet olarak, olumlu bir şey olarak görüyor. Daha önce de Anayasa hukukçusu da olan bir CHP milletvekili 'Ordu darbe yapamıyor, kağıttan bir kaplanmış' demişti. Demokrasiye bağlı bir ordu, milletine bağlı bir ordu, seçilmiş siyasetin emrinde bir ordu, TBMM'ye saygılı ordu bunların gözünde ordu değil. Ordu, bunların gözünde darbe yapan bir mekanizma. Bu aslında TSK'ye de hakarettir, TSK'yi de istismar etmektir. TSK milletin emrindedir, TBMM'nin ordusudur, başkomutanı cumhurbaşkanıdır."

"Milletin 'Göz bebeğim, Mehmetçik' dediği bir orduya, kendi milletine silah çektirmek kadar büyük ahlaksızlıktır yoktur." diyen Çelik, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un açıklamalarını hatırlattı, bu konuşmanın büyük bir zihin karışıklığı içinde yapılmış olduğuna değindi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları kaydetti:

"Erken seçim olsaydı 27 Mayıs darbesi olmazdı diyor. Ondan sonraki cümlesinde darbenin iyi bir şey olmadığını, darbenin Cumhuriyet değerlerine saldırı olduğunu söylüyor. Garip olan şu, CIA Başkanına atıf yaparak, 'erken seçim olsaydı darbe olmazdı' arkasından da 'CIA Başkanının da dediği gibi erken seçim olsaydı CHP iktidara gelecekti' dolayısıyla da ordunun darbe yapmasına gerek kalmayacaktı gibi bir mantık çıkıyor. Zoraki, güdümlü demokratlık bir yere kadar. Kafanızın bir tarafında vesayet, bir tarafında demokratlık olduğunda bunun melezleşmesinden bir şey çıkmıyor, kokteyl demokratlık olmuyor. Ya demokrat olursun ya olmazsın."

Başbuğ'un darbe girişimleri arasında karşılaştırma yaptığına dikkati çeken Ömer Çelik, darbenin "ama"sının, mazeretinin olmayacağını bildirdi.

Her türlü darbenin kınanması gerektiğini, bir darbeye kötü diğerine az daha kötü denilemeyeceğini, darbeler arasında "kırmızı, yeşil, sarı" gibi etiketleme yapılmayacağına işaret eden Ömer Çelik, "Darbe, milletine silah çekmektir, darbe en büyük alçaklıktır. Bitti, bunun ötesi yok, bunun 'iyisi kötüsü' yok. Daha kötüsü, daha az kötüsü söz konusu değil. En son FETÖ'ye verilen cevap aslında her darbeye yapılması gereken muameleyi göstermiştir." ifadesini kullandı.

 

YORUMLAR