03.03.2015 08:53
Bülent Arınç, 'Selahattin Demirtaş iyi niyetli değil'

Hükümet Sözcüsü Arınç, 'Demirtaş, Çözüm Süreci konusunda iyi niyetli çaba gösteren ve bu sürecin başarıya ulaşmasını arzu eden birisi değildir' dedi.

 Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "Çözüm Süreci'ne bugüne kadar ne kadar engel çıkarılmışsa bunlardan sorumlu olanların en başta geleni Selahattin Demirtaş'tır. Bundan sonra da bu ismi telaffuz etmek veya bunun üzerinde konuşmak niyetinde değilim. İstanbul'da konuşuluyor, herkes gayet memnun bir şekilde açıklama yapıyor, Sayın Demirtaş'ın bir saat sonraki yüz ifadesine bakın, çatma kaşlar, sıkıntı, öfke ve nefret. Çözüm Süreci'nde iyi niyetli çabalar gösteren insanlar anlayışla akılla rasyonel bir karar vermişlerdir" dedi.

Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yaptı ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

"PKK'ya silah bırakma çağrısından sonra, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 'hükümetin uygulamaları umut vadetmiyor, müzakere tam başladı demek için erken, bu 10 madde tartışılmalı' açıklamaları yaptı. Bu açıklamaları nasıl okuyorsunuz? Demirtaş'ın sizin hakkınızdaki açıklamalarını ve HDP Milletvekili Pervin Buldan'ın, 'Sayın Arınç'a selam olsun' tweet'i attı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çözüm Süreciyle ilgili 'İç Güvenlik Paketi'nin bir engel olduğu' ifade ediliyor. İç Güvenlik Paketi, Bakanlar Kurulunda gündeme geldi mi, bir yumuşama söz konusu mu" sorusu üzerine, Arınç, geçen Cumartesi, İstanbul'da HDP milletvekilleri ile bakanların 10 maddelik bir açıklama yaptıklarını hatırlattı.

Açıklamada, özetle: 'Bahar aylarında PKK'nın kongresini toplayarak, silahları bırakma çağrısı yapmasının" ifade edildiğini aktaran Arınç, "Bu aşamada bir tarafın görevi buyken, bir tarafta da anayasal bazı değişikliklerin yapılması ve yine spesifik olarak değil ama genel anlam itibarıyla bazı hususların da tartışmaya açılması istenmektedir. Bu her iki tarafça makul görüldüğüne, mutabakat içinde olunduğuna göre bunların açıklanması da elbette bu süreçte önemli bir noktadır" diye konuştu.

Abdullah Öcalan'ın mesajının, 2013'ün Nevruz'unda milletvekilleri tarafından okunduğunu, bunda, "artık silahların duracağının, fikir ve siyasetin konuşulacağının, daha sonra çekilme sürecinin başlayacağının" ifade edildiğini hatırlatan Arınç, şöyle devam etti:

"Tabii 2013'teki bu noktadan, şimdi iki yıl sonra böyle bir noktaya gelinmiş bulunuluyor. Bir defa iki yıllık bir gecikme var denebilir. Çünkü bu iki yıl içerisinde geri çekilme, silah bırakma ve diğer gelişmeler olmadı. Maalesef silahları ellerinden bırakmadılar, sembolik biraz dışarıya çıkmanın ötesinde de buna itiraz ettiler, 'Silah bizim için güçtür, bunu da bırakmayacağız' dediler. Çok büyük terör olayları yaşanmadı, kan dökülmedi, karakol baskınları olmadı, mayınlar patlamadı. Biz bunları hep olumlu olarak gördük ama bunun yanında kamu güvenliğini bozan başka olaylar yaşanmaya başladı ve sonunda 6-7 ay kadar önce, artık kısmen Kobani olaylarını bahane ederek, kısmen başka sebeplerle mahalleleri kurtarılmış bölge haline getirmek, insanları öldürmek, insanların evlerine tecavüz etmek... Çocukların ve kadınların zarar gördüğü birtakım artık sosyal patlama veya olay da diyemeyeceğimiz, toplumsal olay da diyemeyeceğimiz doğrudan terör olayları az da olsa kendini göstermeye başladı."

Ben, hükümetimizin kararlılığını temsil ediyorum

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun görevi aldığı günden itibaren önce kamu düzeni ve güvenliğini esas gördüğünü belirten Arınç, "Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelecek hiçbir tehdit, bizim için çözüm Süreci anlamına gelmez. Yani, bunların hepsini yapabilirler, biz de Çözüm Süreci'ni düşündüğümüz için gözümüzü kapatamayız. Böyle bir şey yok. Dünyanın hiçbir yerinde de böyle bir şey yoktur" değerlendirmesinde bulundu.

Terör eylemleri, toplumsal olaylardaki şiddet bittikten sonra Çözüm Süreci'nin konuşulabileceğini söyleyen Arınç, şunları kaydetti:

"Elinde silahla yolları kesenlerin, kimlik kontrolü yapanların, çadırlarda insanlara ceza kesmeye kalkanların, kaçırılıp götürülenlerin, yakılan iş makinelerinin, TOMA'ların içerisine atılan molotoflarla polislerin yüzde 80 yanmasına yol açanların, Çözüm Süreci'yle 'Gelin oturalım, konuşalım' denmesini kimse beklemesin. Hükümetimiz bu konuda kararlıdır, ben de hükümetimizin bu konudaki kararlılığını temsil ediyorum. Kimseyle şahsen alıp veremeyeceğimiz hiçbir şey yok. Biz milletvekiliyiz, milletvekilleriyle de ilişkimizin iyi olmasını isteriz. Kaldı ki HDP legal bir partidir, parlamento içinde yer almaktadır ve Çözüm Süreci'nde bizim partnerimizdir. Partnerimizle iyi ilişkiler kurmak ve onlarla Çözüm Süreci konusunda müşterek, dürüst bağlamda çalışmayı hepimiz arzu ederiz. Bu HDP milletvekillerinin pek çoğuyla da şahsi, iyi ilişkilerimizin olduğunu herkes bilmelidir. Parlamento dışında olanlarla da iyi arkadaşlık ilişkilerimizin olduğunu herkes bilmelidir."

Hükümette 2009'dan bu yana bulunduğunu, 6 yıldan bu yana Çözüm Süreci'ni en çok savunanlardan birisi olduğunu dile getiren Arınç, "Çözüm Süreci'nin, Türkiye için olmazsa olmaz bir netice hasıl etmesini beklerim. Çünkü terörün sona ermesi, akan kanların durması, ebedi kardeşliğimizin yeniden kazanılması bizim hedefimizdir. Ama birilerinin beklediği ve ümit ettiği gibi Çözüm Süreci, çözülme süreci değildir" ifadesini kullandı.

Türkiye'nin birliğini ve dirliğini istediklerini, insanları anlamaya çalıştıklarını, temel anayasal hakların ne yüksek oranda tanınmasını arzu ettiklerini vurgulayan Arınç, kendisine bağlı ve diğer kurumlarda, bugüne kadar yapılan her şeyi, herkesin çok iyi bildiğini ve takdir ettiğini söyledi.

Görüşmeye bir daha gidemeyenler var

Bugüne kadar HDP'li milletvekillerinin hiçbirinin, kendisini, Çözüm Süreci'ni engellemeye çalışmakla itham etmediğini belirten Arınç, hepsinden övgü ve anlayış gördüğünü anlattı.

"Müsaade ederseniz, hükümet sözcülüğü veya başbakan yardımcılığı sıfatımın dışında, iki tane isimden bahsettiniz, onlara iki cümle söylemek isterim" diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Cumartesi günkü açıklamada, üç HDP'li milletvekili var, onlara, ben teşekkür ediyorum. Onlar samimi olarak Çözüm Süreci konusunda ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu kişiler aynı zamanda İmralı Adası'na giden görüşme heyetinin içerisinde de iki yıldan beri yer alıyorlar. Görüşmeye gidip de bir daha gidemeyenler de vardır: Kim olduklarını az, çok tahmin edersiniz. Niye gidememişlerdir, gelmelerini kim istememiştir, hangi sebeplerle bu soğukluk veya sıcaklık söz konusudur, ben bunları bilirim. Çünkü bu süreci yakından takip eden, görevi icabı istihbaratın verdiği bilgiler yanında, çok özel bilgilere de sahip bir insanım ben. 6-7 Ekim olaylarından sonra Sayın Demirtaş'ın oradaki tutumunu da eleştirdiğimde yine bazı konuları istemeyerek de olsa gündeme getirmiştim. Bunlara henüz cevap alabilmiş değilim.

Bugün, o üç tane arkadaşımıza, içlerinde Pervin Buldan da var, sağolsun bana selam göndermiş, ben de 'Aleykümselam' dedim, ona da birkaç cümle söyleyeceğim: Demirtaş, Çözüm Süreci konusunda, iyi niyetli çaba gösteren ve bu sürecin başarıya ulaşmasını arzu eden birisi değildir, buna yürekten inanıyorum. Bana ulaşan bilgilerin gerçekliğini çok iyi bildiğim için bunu söylüyorum. Dilerim ki bu noktadan sonra bu süreci baltalayacak hareketin içerisinde olmaz. O, şimdi, önümüzdeki seçimler için iyi, verimli bir proje gibi görünüyor. Bu proje üzerinde Türkiye'de çalışanlar var. Ben 40 yıldır siyasetin içindeyim, hangi projelerin kimler tarafından parlatıldığını, siyasete sürüldüğünü, ne yapılmak istendiğini az çok tahmin ederim. Bu proje sadece Demirtaş'ın şahsında değil, içinde kızıl yıldızı barındıran Vatan Partisi için de bir noktadır, bir başka parti için de bir noktadır."

En büyük engel egosu

"Düşünebiliyor musunuz AK Parti'nin kuruculuğunu, başbakan yardımcılığını yapan, imam hatip mezunu olmasıyla Milli Selamet Partisi zamanından bu yana bu çizgiden sapmamış bir insan, şimdi Doğu Perinçek'le Suriye'ye Esed'i ziyarete gidebiliyor" diyen Arınç, şöyle devam etti:

"Adalet Partisinde, Anavatan Partisinde en önemli görevlerde bulunmuş, meclis başkanvekilliğini yapan ve sonunda Parlamenter Birliği Başkanlığımızı da deruhte eden birisi, Doğu Perinçek'in partisinde boy gösterebiliyor. Yine AK Parti'de ikinci adamlıktan, bugün HDP'de adaylık noktasına giden bir başkasından da bahsedebiliriz. Bir proje var, bu benim şahsi görüşümdür. Bu proje içerisinde birileri küçültülmeye çalışılır, birileri büyütülmeye çalışılır ama sonunda milletin dediği olur. Ben kendisinin başarılı bir siyasetçi olacağını düşünüyorum sadece en büyük engelin egosu olduğunu söylemiştim.

Şimdi sizlere söylüyorum ki bunu HDP içinde ve dışındaki arkadaşlarım da teslim edeceklerdir; Çözüm Süreci'ne bugüne kadar ne kadar engel çıkarılmışsa, bunlardan sorumlu olanların en başta geleni Selahattin Demirtaş'tır. Bundan sonra da bu ismi telaffuz etmek veya bunun üzerinde konuşmak niyetinde değilim. O yüzden bana Antalya'dan bir şekilde çatarken, yaptığı konuşmayı tekrar televizyonlardan izleyin. İstanbul'da konuşuluyor, herkes gayet memnun bir şekilde açıklama yapıyor, Sayın Demirtaş'ın bir saat sonraki yüz ifadesine bakın, çatma kaşlar, sıkıntı, öfke ve nefret. Bunları çözebilecek noktadasınız ama olan olmuştur. Çözüm Süreci'nde iyi niyetli çabalar gösteren insanlar, anlayışla akılla rasyonel bir karar vermişlerdir ve bu karar artık 10 madde üzerinde sadece değil, geçtiğimiz Temmuz ayında Parlamento'dan çıkardığımız kanunla uygulanabilir bir noktaya gelmiştir.  Önümüz seçimdir, anayasal çalışmaları elbette yeni seçimden sonra yapacağımız anayasa içinde değerlendiririz, mevzuat çalışmalarını da hiç geciktirmeden, yasal veya idare tedbirlerle mutlaka alırız. Verdiğimiz sözler var, bunların bilincindeyiz."

Bazı HDP'lilerin kendisiyle ilgili açıklamalarına ilişkin soruları yanıtlayan Arınç, daha önce İmralı Adası'nın kendi içinden olmak üzere sekreterya kurulabileceğini, Akil İnsanlar olsun veya olmasın bir takip heyetinin kurulabileceğini söylediğini, bunları söylediğinde çok eleştirildiğini anımsattı ve "Ama o zaman ağızlarını açmıyorlardı" ifadesini kullandı.

Karşılıklı görüşmelerin ardından bugün olumlu bir noktaya geldiğini ifade eden Arınç, sözlerini sürdürdü:

"Şunu bilsinler: Demirtaş ve arkadaşları da bu Çözüm Süreci'nin çok olumlu ve önemli destekçileri aslında dışarıdaki bazı isimlerdir. Onlara da teşekkür borcumuz var, Hatip Diclelere, Leyla Zanalara, Ahmet Türklere, Sırrı Sakıklara, Selim Sadaklara... Çünkü onlar acı çeken insanlar olarak, geldiğimiz noktayı Türkiye için çok önemli görüyorlar.

Benim eleştirilerim sadece Demirtaş'ın şahsında olmuşsa bunun sebepleri vardır. Artık bu tartışmayı derinleştirmenin hiçbir faydası yok. Geldiğimiz noktadan ileriye artık engel çıkarılmazsa yeni şiddet olayları meydana gelmezse 'vazgeçtik' denilmezse, bu sürecin önünde o kadar gizli ve açık düşmanlar var ki yeni bazı olaylarla süreç inkıtaya uğratılmazsa sonuca yaklaştığımızın farkındayım. İnşallah geldiğimiz nokta böyle bir noktadır. Sadece şunu bilsinler: 4 Şubat'ta açıklanması gereken bu 10 madde, neden 24 gün sonra açıklanabilmiştir? Benim sözlerimin sırrı bu 24 günün içerisinde. Çünkü bu farklı bir şekilde bize ulaştırılmıştı. İçinde kabul edemeyeceğimiz şeyler vardı. Biz oradan gelen her şeyi kabul edemeyiz, biz hükümetiz. Biz devleti temsil ediyoruz. 'Evet, ortak bir noktada, insan hakları bağlamında, kardeşlik noktasında yapacağımız çok şey var ama öyle kelimeleri kullanmanız uygun olmayabilir, yapacağınız şeylerdeki öncelik sırası böyle olmayabilir. Buna hükümet karar verecektir'. İtiraz ettik.

Bu itirazlar üzerine maşallah turizm gelişti. Bir kısmı apar topar İmralı'ya bir kısım apar topar Kandil'e. Oradan gelen bu tarafa, burdan gelen o tarafa. 24 gün böyle geçti. Şimdi Bülent Arınç'ı eleştirmek için sizin hiçbir hakkınız yok. Benim söylediğim tek şey şudur: Bizim önümüze getirilen metin ve kabul etmemiz istenen metin, okunan metin değildir. O yüzden ben, 'Buna razı değiliz' noktasında ve bunu engellemeye çalışanların kimler olduğu noktasında açıklamada bulundum. Gelinen nokta beni teyit ediyor. Eğer 4'ünde elimize getirilen noktayı kabul etmiş olsaydık ben bunların hiçbirisini söylememiş olurdum. Çok şükür aklıselim galip geldi. Çözüm Süreci'ni isteyenler müşterek bir iradede birleşti, yapmamız gerekenler konusunda da el birliğiyle metin hemen hemen yüzde 60 değiştirilerek bu noktaya geldi. İyi de oldu."

Molotofa da karşı çıksaydınız bari...

HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan'ın kendisine Twitter mesajıyla selam gönderdiğini hatırlatan Arınç, "O iyi niyetli çaba gösteren bir hanımefendidir, acı çekenlerden birisidir, Çözüm Süreci'nin samimi destekçisidir ve bu işlerin buraya gelmesinde de çok olumlu katkısı olmuştur. Eğer benim söylediğim konu, 4 Şubat'taki metin üzerine tasarlanmışsa yani Sayın Buldan o tarihte hükümet ile HDP heyeti yan yana açıklama yapacak demişse ben de bunu inkar etmişsem o zaman mesele yok. Benim söylediğim ve eleştirdiğim konu, cumartesi günü okunan konu değildir" değerlendirmesini yaptı.

İlkeli, kararlı siyaset yapmayı seven bir insan olduğunu, kendisine güvenilmesini istediğini dile getiren Arınç, güven noktasında bir eksikliğinin olmasının siyasi hayatında "kara leke" anlamına geleceğini belirtti. "Ne Demirtaş ne Buldan, 4 Şubat'ta önümüze getirilen metin bu metin değildir diyorsa bugün, benim sözlerim de o kadar haklıdır" diyen Arınç, bundan sonra polemik yapmayı, isimler üzerinde konuşmayı arzu etmediğini bildirdi.

İç Güvenlik Paketi'nin sürece engel olup olmayacağına ilişkin soruyu da yanıtlayan Arınç, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bugün çalışmaların devam edeceğini söylediğini anımsattı. Tartışmaya açık olduklarını baştan beri söylediklerine, tüm hükümet üyelerinin "Neden buna kategorik olarak karşı çıkıyorsunuz, düzeltilmesini istediğiniz neresi varsa gelin bize söyleyin, beraberce oturalım konuşalım" dediklerine işaret eden Arınç, MHP'nin de HDP'nin de CHP'nin de sadece bağırıp çağırıp hakaret etmek, engellemek yolunu seçtiğini söyledi.

Muhalefet partilerinin "Bonzai maddesinde katkı sağladık" diye övündüklerini kaydeden Arınç, "Ona da karşı çıksaydınız bari. Molotofa da karşı çıksaydınız bari de milletin size söyleyecek çok şeyi olsaydı" dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, paketin bir bütün olduğunun altını çizerek, "Bunların bütünlüğünü inkar ederek 'Sadece iki maddeyi bize getirin de ondan sonra gerekeni yapalım' demek yanlış olur" ifadesini kullandı.

Radikal terör örgütleriyle mücadele bizim de vazifemiz

Arınç, Musul Valisinin "IŞİD'e karşı kurulan ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Musul'u kurtarmak için yapacağı operasyona Türkiye'nin katılacağı" iddiasının hatırlatılması üzerine, Musul'un IŞİD'in ablukası altında olduğunu, Türkiye'nin de IŞİD'e karşı 60'dan fazla ülkenin desteklediği koalisyonda destekçi olarak bulunduğunu ancak bunun sınırlı olduğunu anımsattı.

Koalisyonun yaptığı toplantılara Türkiye'nin bakan seviyesinde de katıldığını ifade eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aldığı kararlardan da haberimiz vardır. Hatta bu koalisyonun yapacağı çalışmalar konusunda da Amerika'da Türkiye'de yapılan bazı askeri çalışmaların da içerisinde bulunuyoruz. Çünkü teröre karşı olmak, radikal terör örgütleriyle mücadele etmek bizim de vazifemizdir. Kaldı ki coğrafya bizim coğrafyamızdır. Bu tehlikeli örgütler sadece devletlere, sadece oradaki insanlara zarar vermiyorlar İslam'a da büyük zarar veriyorlar, büyük yanlışlar yapıyorlar. Dolayısıyla isimleri ne olursa olsun radikal ve silahlı terör örgütlerine karşı Türkiye uluslararası koalisyonun bir parçası olmayı kendisi açısından bir vecibe olarak bilir."

Daha ne kadar milyonu Türkiye'ye kabul edebiliriz

IŞİD'e karşı sadece havadan yapılacak bir operasyonla sonuç alınmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Arınç, "Türkiye bunu söylüyor ve daha kapsamlı bir kara harekatının gerekli olduğunu ifade etmeye çalışıyor" diye konuştu.

Türkiye'nin Suriye ve Irak ile komşu olduğunu, iki ülkeden gelen 1 milyon 600 binden fazla kişinin Türkiye'de barındığını aktaran Arınç, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Eğer Almanya bu sınırda olsaydı kabul eder miydi, Fransa olsaydı ne yapardı, İsviçre olsaydı ne çaresizlik içinde kalırdı, almazlardı. İnsanlar bombalar altında hayatını kaybederdi. Biz aldık ve biz aldığımız bu insanlara bir namus gözüyle bakıyor, bize sığınan insanların hayatını idame ettirmeye çalışıyoruz. 1 milyon 600 bin yetmedi, Halep'in bombalanması karşısında, rejimin başka yerleri bombalaması karşısında veya radikal unsurların şiddeti karşısında tekrar Türkiye'ye bir kaçış başlarsa biz daha ne kadar milyonu Türkiye'ye kabul edebiliriz, daha ne kadar bu ağır yükün altında kalabiliriz? Bunları da düşünmek zorundayız.

O yüzden güvenli hava sahasının, emniyet bölgelerinin mutlaka bizim açımızdan olmazsa olmaz olduğunu koalisyon da çok iyi biliyor. Bununla ilgili eğit-donat kapsamında yapacaklarımız bir mutabakatla sonuçlandı. Ama güvenli hava sahasının, daha doğrusu uçuşa yasak bölge, bunların gerçekleşmesi şu anda mümkün olmadı ama görüşmeler devam ediyor. Türkiye'nin kendi açısından yararlı gördüğü hususlarda eğer bir anlaşma olursa biz de koalisyon içerisinde üzerimize düşeni mutlaka yerine getiririz."

Anadolu'nun bir evladıydı

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı'na ilişkin bilgi verdi.

Arınç, Yaşar Kemal'in ebedi yolculuğuna uğurlandığını belirterek, bu vefat sebebiyle Türkiye'de büyük bir üzüntü olduğunu söyledi. Yaşar Kemal'e rahmet, ailesine, sevenlerine ve Türk milletine başsağlığı dileyen Arınç, "Gerçekten üzgünüz. Bu yaşına çok şeyler sığdırmış değerli bir insandı. Toprağımıza bağlıydı, Anadolu'nun bir evladıydı" diye konuştu.

Kemal'in bu topraklarda yaşayan medeniyetleri, yaşanan acı günleri ve güzel günleri, hikaye ve romanlarında çok güzel anlattığını ifade eden Arınç, şunları söyledi:

"Sadece onun için övüneceğimiz şey Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmek değil, hepimizin hala belleklerinde kalan o güzel kitaplarından, kitaplarındaki öykülerden romanlardan, roman kahramanlarından pek çoğunun zihnimizde yaşayacak olmasıdır. Yaşar Kemal inşallah bu ülkede gerçek bir barışı, gerçek bir özgürlüğü, halkımızın birbiriyle olan kardeşliğini ve kaynaşmasını özleyen ve bekleyen bir insandı. Siyaset yaptığı zamanlarda da böyleydi, eline kalemi alıp düşündüğü zamanlarda da böyleydi. Büyük bir kayıptır, yeri herhalde dolmayacaktır. Ona hizmetlerinden, eserlerinden dolayı şükranlarımızı, minnetlerimizi sunuyorum, Allah'tan rahmet diliyorum."

Erbakan Hocamızı rahmetle anıyorum

Bülent Arınç, 27 Şubat'ın eski Başbakan Necmettin Erbakan'ın da vefatının yıl dönümü olduğunu belirterek, "Bu vesileyle de hepimizin Erbakan Hocası, muhterem başbakanımızı yine rahmetle anıyorum, minnetle hatırlıyorum" dedi. Arınç, şunları belirtti:

"Yanında 30 yıldan fazla siyaset yapmış bir evladı olarak ondan şahsen çok şeyler öğrendiğimizi, ülkemizi, milletimizi sevmenin ne demek olduğunu, iyinin, doğrunun, güzelin hakimiyetini kurmak için nasıl çalışmamız gerektiğini ve milletçe ona hizmetlerinden dolayı ne kadar şükran borçlu olduğunu ifade etmek istiyorum. Allah Necmettin Erbakan Hocamıza da rahmet etsin, evlatlarına, ailesinin fertlerine, sevenlerine ve milletimize tekrar sabırlar ve başsağlığı diliyorum."

Toplantıda Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun iç ve dış gelişmelerle ilgili bilgi sunduğunu anlatan Arınç, bakanların da kendi çalışmalarıyla ilgili sunumlar yaptığını bildirdi.

Arınç, AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'ın Avrupa Birliği konusundaki gelişmeleri aktardığını dile getirdi.

Avusturya'da çıkarılan "İslam yasası"

Bozkır'ın Avusturya'da çıkarılan "İslam yasası" hakkında da Kurulu bilgilendirdiğini vurgulayan Arınç, söz konusu yasa kapsamında getirilen düzenlemeler çerçevesinde, bazı olumsuz hükümlerin bulunduğunu bildiklerini kaydetti.

Arınç, Avusturya'nın yıllar öncesinde İslam'ı resmi din olarak tanıdığını, İslam Konseyi'nin kurulmasında önayak olduğunu, zaman içinde de bu çizgisinden vazgeçmediğini ifade etti.

Bazı milletvekillerince hazırlanan bir yasanın uzun tartışmaların ardından oy çokluğuyla kabul edildiğini aktaran Arınç, şöyle konuştu:

"Bununla ilgili diplomatik bazı itirazlarımızın, eleştirilerimizin olduğunu biliyoruz. Ama bir hukuki süreçte başlatılacaktır. Müslümanların Avusturya'da kazandığı müktesep haklarının zarar görmemesi ve bu elde edilen haklarının diğer başka ülkelerde de ellerinden alınmasına yol açabilecek siyasi gelişmeleri önleyebilmek bakımından Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak sadece diplomatik çalışmalarla değil, hukuki çalışmalarla da bu yasanın Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürülmesi dahil, önemli bir çalışmayı başlatmış olacaktır."

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın gelecek dönem için yargı reformu strateji taslağı konusundaki sunumunun uzun vakit aldığını ancak çok önemli konuları görüştüklerini bildiren Arınç, yargının süratlendirilmesi, hakim ve savcıların eğitimi, istinaf mahkemelerinin durumu, cezaevlerindeki kapasite ve ilgili diğer tüm konuların bu taslağın içinde görüşülmüş olduğunu kaydetti.

Türkiye Uzay Ajansı

Arınç, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'ın da iki önemli konuda sunum yaptığını belirterek, bunlardan birinin uzay çalışmalarıyla ilgili olduğunu bildirdi. Arınç, "Türkiye Uzay Ajansı kurulmak suretiyle ismini 'TUA' olarak belirledik" dedi.

Bakan Elvan'ın ikinci sunumunun "Ulaşan ve Erişen Türkiye" başlığıyla olduğunu vurgulayan Arınç, yüksek hızlı trenler, otoyollar, tüneller, karayolları, limanlar ve devam eden, gelecek dönemde başlayacak pek çok yatırımı anlattığını aktardı.

Arınç, Türkiye'nin bu konudaki yatırımlarına süratle devam edeceğini belirterek, "Ulaştırma alanında Türkiye, çağ atlayan bir Türkiye olacaktır" dedi.

YORUMLAR