16.01.2021 14:55
Kral Arthur (King Arthur 2004) Filmi Üzerine

Yönetmenliğini Antoine Fuqua'nın senaryosunu David Franzoni'nin yaptığı ve Clive Owen, Stephen Dillane, Keira Knightley gibi ünlü oyuncuların olduğu 2004 yapımı Kral Arthur filmi hakkında şimdiye kadar söylenmemişleri söylemek istiyorum. Mutlu son fetişizmi bu filmde tüm efsaneyi ‘bozdu’ diyebilirim. Şimdi gelin Kral Arthur filmine birkaç kelam da biz edelim...

Hani size dün Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)  filminden bahsetmiştim. İşte o flash belleğin içinde bir de savaş filmi vardı. İsmi de Kral Arthur... Taş içindeki kılıcı adeta dişli bir mengene gibi kayaların arasından çekip çıkartan seçilmiş çocuğun -geleceğin kralı Arthur- kılıcı terayağından kıl çeker gibi sıyırışı ile başlar film...

Kral Arthur (King Arthur 2004)

Durun bir saniye... Sanki bu sahneyi bir yerden hatırlamış gibisiniz değil mi? Hani Cüneyt Tarkın'ının Battal Gazi filminden bir sahnenin aynısına benziyor. Hayır! Biz bu makalede sizlere Battal Gazi'den maalesef bahsetmeyeceğiz. Size Kral Arthur ve onun müthiş kılıcı "Excalibur" ile yaptığı kahramanlıkları, yuvarlak masa şövalyelerini, Arthur'un oğlu gibi sevdiği Lancelot'u, büyücü Merlin'i, gölün Leydi'sinden bahsedeceğiz. 

Evet, İngiliz ulusunun kolektif belleğini inşa eden bu düşünce; belki de Karanlıklar ülkesi Britanya'nın; milletini arayan bir devlet değil, devletini arayan bir millet olduğunu kanıtlayan bir hikayeye sahip... Aslında sadece bu da değil Kral Arthur'un fallus imgesi olan kılıcı dönüp dolaşıp "Gölün leydi'sine emanet edişiyle resm edilen bu yaşamsal döngüye, ödipal korkuya kadar pek çok göndermeyi ve psikanalitik ögeyi de içeren bir hikâye ile karşı karşıyayız. 

Şahsen bu film de kendi adıma, en güzel uyarlamanın John Boorman imzalı Excalibur olduğunu düşünüyorum. Burada Arthur hem kral hem de kaybetmiş bir adamdır; sadakat ve dayanışma ile bir ulus inşa etmiş, sonra o sadakat mitinin içinde boğulup kaybolmuştur. Hem sevgili eşi Guinevere tarafından hem de ona âşık olmaktan kurtulamayan en yakın silah arkadaşı Lancelot tarafından ihanete uğramış; savaş meydanında yasak bir ilişkiden doğan oğlunu öldürmüş ve onun tarafından yaralanmış adam olarak ölüme gider...

Sadakatin ‘tin' olduğu noktada ihanetin yarası kuşkusuz ölümcüldür, zehirleyicidir... Üstelik kutsal kâse bir "ulaşılamaz arzu nesnesi" olarak ortada kalır ve Arthur, İngiltere'nin sıkıntılı dönemlerinde çıkıp geleceği beklenen büyük kral, arayışını neticelendiremeden ölür gider... Onun bulamadığı kâse aslında tüm Hıristiyanlığın derdidir ve nitekim; 20. yy. edebiyatı bu kâsenin aranması faaliyetine dönüşüverir. Hani şu "Oniki Maymun" filminden bildiğimiz bir Terry Gilliam’ın bulunduğu ekip 1975'te "Monty Phyton And The Holly Grail" diye bir film daha çekip fena halde dalga geçmişlerdi bu arama faaliyetleriyle... Fakat, Hollywood yapımcıları konuyu büyük bir ciddiyet ve tatlı bir romantizmle "Indiana Jones" filmiyle tekrar kutsal kâsenin peşine düşürmüşlerdi tüm Hıristiyanlık alemini... Kaçmak istesen de boşa abi! Her taraftan saldırmaya devam ederler ve bir zamanların bestseller olmuş kitabı "Da Vinci Şifresi"nde de bu ‘kâse' meselesi dibine kadar deşilerek İsa'nın son yemekte ima ettiği şeyin aslında kutsal kâse değil asil kan anlamına geldiğini ve bu tanımın da aslında Maria Magdelena'yı işaret ettiğini her fırsatta anlatmaya çalıştılar temiz dimaglara... Kitabın yazarı Dan Brown'u bu yolda esinlendiren de sanıyoruz yine Kral Arthur efsanesi olabilir.

Nasıl mı?

"Ortaçağ Avrupası'nda, bir şövalyenin onurunu ve yiğitliğini kanıtlamak için bir "quest" yerine getirmesi gerekirdi. "Zor durumdaki bir kadını" kurtarmak bu "quest"lerin en sık rastlananlarından biriydi. Kurgu edebiyatına en sık aktarılan "quest" öyküsü ise Kral Arthur ve yuvarlak masa şövalyelerinin "kutsal kâse" arayışlarıdır" (Bülent Somay Focus Dergisi/13-2004)

Evet Bülent'in söylediklerinden yola çıkarak Arthur hikayelerinin dini menkıbelere olan bakışı bile etkilediğini söylemek mümkün. Ne de olsa, Hz. İsa'nın Maria Magdelena'ya yaptığı da zor durumdaki bir kadını kurtarmak, onu aşağılayanların gazabından korumak yani bir ‘quest' icra etmek. Yani öyle Arthur'un gücünü küçümsememek gerekir…

Kral Arthur (King Arthur 2004) Filmi Üzerine

Evet... artık gelelim şu filme; Film, benim şimdiye kadar seyrettiğim filmler arasında en soğukkanlı, en politik, en süssüz Kral Arthur hikayesi. Filmde gizem yok, büyü yok, sihir yok, cadı yok, peri yok ilaahir... Bakınca gerçekten ‘özel ve değişik' bir film yapmış abi adamlar diyorsunuz kuşkusuz. Diğer taraftan ne Avalon var! Hatta gölün Leydi’si ve Merlin de öyle sandığınız bildiğiniz mistik güçleri olan biri değil. Bu filmin en can alıcı noktası bana göre insanda gerçeklik duygusunu uyandırması!

Bir milletin öyle uçtuğu kaçtığı, perilerden, büyücülerden yardım aldığı için değil, millet olabilme iradesi ile ortaya çıkacağını söylemek mümkündür ve buna da şapka çıkartılıp saygı duyulur değil mi?

Kral Arthur (King Arthur 2004) Filmi Üzerine

Ama bana filmde tuhaf gelen şey sadece efsanenin köklerine ihanet edilmesi geldi. Çünkü filmde Lancelot -ki efsanenin en önemli kahramanlarındandır- ilerde Arthur'un mahremine filan dadanacak, maraza çıkacak, aman şunun tezkeresini erkenden verip hakkın rahmetine kavuşturalım diye bir kaygı vermişti ki bu da akıllara zarar birşey... Kral Arthur hikayesinin en sevilen ve kabul gören Sir Thomas Malory versiyonuna göre Lancelot, Arthur'dan sonra ölüyordu oysa! Üstelik filme mutlu bir son verme adına Lancelot'un filmin bittiği ama Britanya'nın başladığı bir noktada derdest edilmesi Arthur'un yazgısının akışını değiştirecek bir şey! Arthur'un ülkesinin sıkıntılı döneminde bindiği gemiyle geri gelip duruma müdahale ettiği veya edeceği(!) inanışını ters düz eden bir şey...

Evet sinsi İngilizler bu aşağılama karşısında ne yaparlar ne ederler bir fikrim yok ama vallahi benim tüylerimi diken diken etti diyebilirim… 

Kral Artur'u seyretmediyseniz bir de bu açılardan bakarak seyretmenizi öneririm... 

Şimdiden keyifli seyirler diliyorum. 

Diğer film eleştirilerimizi okumak için aşağıdaki linke tıklamanız yeterli.

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)

Bir Andrei Konchalovsky Filmi: Deliler Evi (Dom Durakov) 2002 

Restorasyon (Restoration 1995) Filmi Üzerine

Şüphe (Disturbia 2007) Filmi Üzerine 

Cenneti Beklerken (2006) Filmi Üzerine 

Death Proof (Ölüm Geçirmez, 2007) Filmi Üzerine

YORUMLAR