23.05.2018 12:03
Unutulan bir Ramazan geleneği: Osmanlı’da diş kirası

Üç kıtada 600 yıl boyunca hüküm süren Osmanlı Devleti'nde Ramazan ayı her zaman özel bir yere sahipti. Ev sahipleri yemeğe gelen misafirlerine ‘diş kirası’ ismi altında hediyeler sunardı. Osmanlı’nın nezaketini gösteren diş kirası günümüzde unutulmaya yüz tutan gelenekler arasında yer alıyor.

Osmanlı vatandaşları, Ramazan ayında hem evlerinin hem de kalplerinin kapılarını sonuna kadar açıyorlardı. İftar saati kapıyı kim çalmışsa kesinlikle geri çevrilmezdi. Hem zenginler için hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulurdu. İftarın ardından ise ev sahibi, yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Unutulmaya yüz tutan bu gelenek ile ev sahibi; “Misafirim oldunuz, benim sevap kazanmam için zahmet edip yol yürüdünüz, yemek yerken dişlerinizi yordunuz, bu da sizin dişinizin kirası olsun" demek isterdi. 

“Ecdadımızın nezihliğini, tevazusunu ve cömertliğini gösteren enteresan bir ananedir” 
Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş gelenekler arasında yerini alan diş kirasının ecdada ait güzel ve enteresan bir özellik olduğunu söyleyen Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, “Diş kirası tatbikatı ecdadımızın nezihliğini, tevazusunu ve cömertliğini gösteren enteresan bir ananedir. Ramazan ayına mahsus olmakla beraber başka ziyafetlerde de tatbik edilir. Burada iftara davet edilen davetlilere iftar davetinden ayrılırlarken bir hediye vermek adettir. Buna diş kirası deniyor. Bu kelimede de bir incelik var; yani biz sizin dişinizi kiraladık. Eskiler yaptıkları iyilikleri, başkalarına yaptıkları iyilikler olarak değil de onların kendilerine yaptıkları iyilikler olarak görürlerdi. Yani iftar veren bir kimse, ‘uzak yerlerden bu insanlar ben sevap kazanayım diye çıktılar geldiler. Alışmadıkları yemekleri, alışmadıkları insanlarla yediler. Ben de bu iyiliklerin karşılığında onlara bir hediye vereyim’ der. Mantığı budur” ifadelerini kullandı. 

“Diş kirasında hediye umumiyetle paradır” 
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, iftar sahipleri tarafından verilen hediyelerin genellikle para olduğunu fakat başka hediyelerin de verildiğini kaydederek, şöyle konuştu: 
“Bu dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan bir hususiyettir. Osmanlıların ne kadar ince düşündüklerini, İslam ahlakını ve terbiyesini ne kadar derinden yaşadıklarını gösteriyor. Bu hediye umumiyetle paradır ama para misafirin eline verilmeyeceği için altın veya gümüş bir havlunun, mendilin veya bir kesenin kenarına bağlanır ve bu şekilde hediye edilir. Sanki havlu hediye ediliyormuş gibi davranılır fakat kenarında para bağlıdır. Eskiden para verilirken çocuklara da bayramlarda mendile veya çoraba bağlarlardı. Para şart değil başka hediyeler verdikleri de olur ama umumiyetle paradır. Adet bu şekilde cereyan etmiş”. 

“Hediyeyi satıp Fatih’te küçük bahçeli bir ev almışlar” 
Osmanlı’da diş kirasının önemine de değinen Prof. Dr. Ekinci, Koca Hüsrev Paşa’dan örnek vererek, “Eskilerin anlattıklarına göre bazı namlı evlerde verilen hediyelerden bazen bir ev eşyasını düzecek kadar para verirlermiş. Koca Hüsrev Paşa diye bir sadrazam var. O sadrazama bir memur iftara gitmiş. İftarın ardından sadrazam sandığı karıştırırken, bir kahve fincanının zarfı olurdu eskiden altın, gümüş işlemeli. Sadrazam, “Evladım kusuruma bakma yok zamanıma denk geldin. Bunu diş kirası olarak kabul eder misin?” demiş. Memur kabul edip bir kenara atmış. Gel zaman git zaman onu satmak icap etmiş. Satıp Fatih’te küçük bahçeli bir ev almışlar. Diş kirasının ehemmiyetini gösteren dikkate değer bir hadisedir” diye konuştu. 

Kaynak : İHA
YORUMLAR