03.02.2018 20:21
Uzun süren bel ağrısını ciddiye alın

40 yaşından önce ortaya çıkan ve 3 aydan uzun süren bel ve sırt ağrısının Ankilozan Spondilit olabileceğine dikkat çeken uzmanlar, vakit geçirmeden bir romatoloğa başvurulması konusunda uyarıda bulunuyor.

Ankilozan spondilit dediğimiz zaman çoğu insanın aklına herhangi bir hastalık gelmez ama “Suna Pekuysal’ın hastalığı” ya da “Deprem Dede’nin hastalığı” dendiğinde, hemen gözünüzde dış görünüşü bozan ve giderek sırtta kamburlaşmaya sebep olan bir tablo canlanır. Genellikle genç erkekleri etkileyen Ankilozan Spondilit (AS), aslında romatizmal bir durum. Kalça kemiği ile boyun kemiği arasındaki omurga eklemlerinin iltihaplanması anlamına gelen hastalık, bazı hastalarda cilt, göz ve iç organlarını da etkiler. Tedavi edilmemiş ve ilerleyen AS’de, bel ve sırt hareketine izin veren omur eklemleri, çevre kemiklere kaynayarak hastanın hareketini kısıtlar. Sırt gittikçe kamburlaşır. Tedavisiz kalan hastalarda göz, bağırsak, akciğer, böbrek gibi eklem dışı tutulumlar gibi ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir.

ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ

Erken teşhisin son derece önemli olduğu Ankilozan Spondilit hastalığının belirtilerini ve ilaç tedavisindeki gelişmeleri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji BD Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Karadağ’dan dinledik.  Bir süre Cambridge Üniversitesi’nde romatolojik hastalıklarla ilgili çalışmalar yaptıktan sonra Türkiye’ye dönen Doç. Dr. Karadağ, yakın dönemde tedaviye katılan ve hastalığın ilerlemesini durduran biyolojik ajanların, hastanın hayat kalitesini yükselterek şekil bozukluğunun önüne geçtiğini söyledi.

ÜÇ HASTADAN BİRİ FARKINDA DEĞİL

AS’nin en önemli belirtisi bel ağrısı. Özellikle 40 yaş altında ortaya çıkan ve 3 aydan uzun süren bel ağrılarının bir romatoloji uzmanı tarafından AS açısından değerlendirilmesi gerektiği konusunda uyarı yapan Doç. Dr. Karadağ, “Bel ağrısı toplumda sık görüldüğü için fazla önemsenmiyor.  Her 3 AS hastasından biri ilk olarak fıtık teşhisi alıyor. Bir AS hastasının romatoloğa ulaşıp doğru tedavi almaya başlayana kadar geçirdiği süre ortalama 8 yıl” dedi.

BİYOLOJİİK İLAÇLAR ÇIĞIR AÇTI

Hastalığın ilerlemesi her hastada aynı olmuyor. Ayrıca tedavideki gelişmeler ve erken teşhis sayesinde kamburluğa kadar ilerleyen Ankilozan Spondilit hastalarını artık görmüyoruz. Hastaların yaklaşık yüzde 70-80’i uzun dönemde kendi başlarına hayatlarını devam ettirebiliyorlar. Sadece hastaların yüzde 20-30’unda uzun dönemde ciddi kısıtlılık gelişebiliyor. Eskiden tedavide sadece non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar kullanıldığını, son yıllarda tedaviye biyolojik ajanların da katıldığını belirten Doç. Dr. Karadağ, bu ilaçların hastanın hayat kalitesini artırdığını söyledi. Doç. Dr. Karadağ, “K ortizon dışı iltihap kurutucu ilaçların, hastaların ağrı ve tutuklukları giderici özelliklerinin yanı sıra hastalığın ilerlemesini önleyici etkileri de var. Bu yüzden gerekiyorsa, doktorun tavsiyesine göre düzenli olarak kullanılması gerekir. Hastaların klinik durumuna göre hastalık aktivitesinin etkileyen ilaçlar da kullanılır.

İĞNE TEDAVİSİ YAPILIYOR

Son 10-15 yılda bir çeşit iğne tedavisi olan ve TNF-inhibitörleri olarak bilinen ‘biyolojik ilaçlar’, özellikle diğer tedavilere dirençli hastalarda çığır açmıştır. İnterlökin 17 dediğimiz bir molekülü baskılayan ve hastalığın gelişimini önleyen iğne tedavileri, ülkemizde de uygulanmaktadır. Piyasada bulunan 6 adet farklı markada ilacın etkileri birbirinin aynıdır. Hekim, ilacın uygulanma şekli ve hastaların klinik durumuna göre bunlardan birini tavsiye eder” dedi.

SEBEBİ HLA-B27 GENİ

Ankilozan Spondilit hastalarının çok büyük bir kısmında HLA-B27 adı verilen genetik bir yapı mevcuttur. Bu yapının bulunması AS riskini arttırır. Fakat tek başına hastalığı ortaya çıkarmaz. Bunun dışında bazı faktörlerin de olması gerekir. Bazı bağırsak rahatsızlıkları, mikroplar, çevresel faktörler ve Reiter sendromu denen bir hastalığın da Ankilozan Spondilit’e yol açtığı düşünülüyor.

SABAH TUTUKLUĞUNA DİKKAT

Doç. Dr. Karadağ AS’de görülen bel ağrısının kronik bel ağrısından farklı olduğunu anlattı. AS’de görülen bel ağrısının kronik bel ağrısından farklı olduğunu anlatan Doç. Dr. Karadağ “Bel, sırt, boyun ve kalçaların arka kısımlarında hissedilen ağrı, dinlenmeyle ortaya çıkar veya şiddetlenir ve günlük hareketlerle azalır. Bu yüzden AS hastalarında sabah yataktan kalktıklarında yarım saati bulan ‘sabah tutukluğu’ denilen durum görülür. Yataktan kalkması, çoraplarını giymesi, ayakkabılarını bağlaması zorlaşır. Ağrı ve tutukluk hareketle biraz düzelir ama istirahat pozisyonuna geçtiğinde artar. Gecenin ikinci yarısında uyandırması tipik bir belirtidir. Bazen sol kalçada ya da sağ kalçada da ağrı olur. AS ağrısı ağrı kesicilerle geçer. Ancak iltihap sessiz şekilde omurga üzerinde hasar vermeye devam eder” dedi. AS’nin bütün eklemleri tutabildiğine işaret eden Doç. Dr. Karadağ “Kaburgaları tuttuğunda hastalar nefes alıp verirken göğüste batmadan şikâyet ederler. Ayrıca topuk ağrısı, diz-ayak bileği gibi eklemlerde ağrı ve şişlik de görülebilir. Yine bu hastalarda gözün iltihabı olan üveit, bağırsağın iltihabı olan Crohn veya ülseratif kolit de birlikte görülebilir” dedi.

HAYATA ARA VERMEYİN

Ankilozan Spondilit’le başa çıkmada ilaç tedavileri kadar hastanın hayat tarzında yapacağı değişiklikler de çok önemlidir. AS hastalarına aile desteğinin çok önemli olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Karadağ, dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle açıkladı:Sigara, bütün iltihaplı romatizmalar gibi Ankilozan Spondilit tedavisini de olumsuz etkiler. Kesinlikle sigara içmeyin.Hastalığınızın tüm evrelerinde kısa süreli de olsa düzenli olarak egzersiz yapın. Ne tür egzersizler yapabileceğinize www.romatoloji.org adresinden ve Ankilozan Spondilit hasta derneklerinin web sayfalarından takip edebilirsiniz.  Bitkisel ilaçlar olarak reklamı yapılan ancak faydaları ispatlanmamış tedavilerden uzak durun. 

AYIRICI TEŞHİSTE MR DÖNEMİ

Hastalığın doğası gereği sinsi şekilde ilerlemesi erken teşhisi zorlaştırıyor. Hasta ara ara alevlenmelerle ortaya çıkan şikâyetlerini tam olarak ifade edemediği için teşhis konulduğunda genellikle geç kalınmış oluyor. Buna karşılık erken teşhis ve etkin tedavi uygulanması durumunda, hastalar vücutta herhangi bir sakatlık meydana gelmeden hayatlarını sürdürebiliyorlar. Hastalığın ilk belirtileri olan hareket kısıtlılığının sebebi kaslardaki sertlik olduğu için, tedavi ile bu durum düzeltilebiliyor. Kemiklerde birleşme meydana geldikten sonra hareket kısıtlılığı geri dönülmez bir hâl alıyor. İltihaplı bölgelere yani leğen kemikleri çevresi ve bazen omurgalara yönelik MR çekilerek erken teşhis konulabildiğini anlatan Doç. Dr. Karadağ “Ancak bu Sakroliak MR adını verdiğimiz bu görüntülemenin değerlendirilmesinin doğru yapılması gerekir. Çoğunlukla fıtıkla karıştırılıyor. Biz SMART adı verilen bir eğitim grubu ile hekimlere yönelik ‘Sakroliak MR Eğitimi’ yapıyoruz” dedi.

 

YORUMLAR